‘’ Yeterince temas almayan kişilerin, omurilikleri büzüşür’’ 

                                                                                     İngiliz atasözü

Yaşayan tüm canlıların sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı vardır. Bunu da göstermenin en güzel yolu temas etmektir. Burada bahsedilen illa ki fiziksel bir temasın varlığı değildir. Temas iletisi ihtiyacı dokunulma açlığını içinde barındıran bir kavramdır. İnsanlar 5 duyusu aracılığıyla dokunulma açlığını tatmin edebilir. Güzel bir söz, güzel bir koku, içten bir sarılma gibi. İnsanların tümü dokunulma açlığını tatmin etmek isterler eğer tatmin edemezlerse bunu dışarıya başka şekilde yansıtma yoluna girerler. Genellemekten hoşlanmasam da çoğu zaman elleri sık sık cebe sokmak, kolların bağlanması, tespih kullanımı, sigara kullanımı ve benzeri beden dışavurumları bize bir yerlerde karşılanmamış ihtiyaçlar olduğunun ipuçlarını verebilir. Sosyal hizmet kurumlarında kalan ikiz bebeklerle yürütülen bir çalışmada az dokunulan çocukların, diğer kardeşlerine göre akademik başarılarının yüzde 17 daha düşük, daha az atılgan, düşük özgüvenli, bağışıklıklarının zayıf ve üst solunum yolu enfeksiyonu problemlerini daha fazla yaşadıkları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu çalışma çok değerli ve önemlidir. Bizlere hem ebeveyneler olarak çocuklara yaklaşımımızda hem de ilişki kurduğumuz diğer insanlarla etkileşimin ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Bu noktada temas iletileri ilişkilerimizde çok önemli bir yer tutmaktadır. Ve hatta o kadar önemlidir ki hiç olmamasındansa olumsuz olanlara bile razıyızdır çoğu zaman. Bu konuda dünyanın en ünlü varoluşçu psikoterapistlerinden biri olan Rollo May' in ‘’Sevginin karşıtı nefret değil kayıtsızlıktır’’ sözünü hatırlamakta fayda var. Eşleri tarafından şiddet gören çoğu kadının ‘’sever de döver de’’ mantalitesini anlamaya çalışmak bu yaklaşım ile biraz daha kolay oluyor. Bunun sebeplerinden biri kadın çocukluğunda kendi babasından da bunu görmüş olabilir ve bu onun dünyasında ötekinin dünyasındaki kadar felaket verici bir şey olmayabilir ya da bilinçdışında babasıyla tamamlayamadığı yaşantısını partneriyle tamamlama yazgısına girmiş olabilir veya temas iletisi açlığını bir şekilde karşılıyor olabilir. Fakat bizler bu temasın ne kadar farklı ve güzel şekillerde yapılabileceğini ve sevdiklerimize nasıl dokunabileceğimiz üzerinde düşünebiliriz. Sevgiyi göstermenin güçsüzlük veya çok sevgi vermenin nankörlük yaratacağı kalıp yargılarından kurtulalım. Taktiklerle ilişki yürütmek yerine biz ısrarla en doğal ve saf haliyle sevgimizi gösterelim. Özellikle de uzun süredir içinde bulunduğumuz pandemi döneminde temas iletilerinden çok mahrum kaldığımızın ve özgürce sarılmayı, öpmeyi, dokunmayı ne kadar özlediğimizi çoğumuz deneyimledik. Bu da pandeminin bize sunduğu sayısız öğretilerinden yalnızca biri. Bu konunun önemi ve anlamının anlaşılması için Claude Steiner’ ın masalını sizinle paylaşmak istiyorum. Siz de bu masalı okuduktan sonra hem bu masalı hem de sıcak yumuşlarınızı dağıtmaya başlayabilirsiniz.  Masal şöyle başlar:

 Bir zamanlar John ve Lucy adlı çocuklarıyla birlikte yaşayan Tim ve Maggie adında mutlu bir çift vardı. Onların ne kadar mutlu olduklarını anlamak için gelin nasıl bir hayat yaşadıklarına bakalım…

O mutlu günlerde herkese doğduğunda küçük bir Yumuş çantası verilirdi. Bu çantaya her uzanan, her zaman bir tane Sıcak Yumuş çekip alabiliyordu. Sıcak Yumuşlar çok revaçtaydı, çünkü ne zaman birine Sıcak Yumuş verilse o kendini çok sıcak ve mutlu hissediyordu.

O günlerde Sıcak Yumuşlar almak çok kolaydı. Ne zaman birinin canı istese yanınıza gelip “Sıcak bir Yumuş istiyorum” diyebilirdi. Siz de o zaman çantanızdan çocuğun eli büyüklüğünde bir Yumuş çıkarıp verirdiniz. Yumuş gün ışığını görür görmez gülümser ve büyük, tüylü bir Sıcak Yumuş haline gelirdi. Sıcak Yumuş’u birinin kafasının üstüne, omzuna veya kucağına koyduğunuzda kıvrılıp teninin üzerinde erirdi, bu da onların kendilerini çok iyi hissetmelerine neden olurdu. İnsanlar her zaman birbirlerinden Sıcak Yumuşlar isterlerdi ve herkes bunları ücretsiz aldığından, istendiğinde bunlardan bulmak hiç de sorun değildi. Elden ele dolaşan bir sürü Yumuş vardı ve herkes çok mutluydu, her zaman kendilerini sıcak ve mutlu hissediyorlardı. Gel zaman git zaman bir gün bu mutlu şehre hastalar için sihirli iksir ve merhem yapan bir cadı geldi ve buna çok sinirlendi çünkü herkes çok mutlu ve kendini iyi hissediyordu, hiç kimse onun sihirli iksir ve merhemlerinden almıyordu. Cadı çok akıllıydı ve çok hain bir plan tasarladı. Güzel bir sabah vakti Maggie kızıyla oynarken cadı sessizce Tim’e yaklaştı ve kulağına şöyle fısıldadı: “Tim, Maggie’nin Lucy’ye verdiği bütün şu Yumuşlara bak. Biliyor musun, eğer böyle vermeye devam ederse, hepsi bitecek ve sana hiç kalmayacak!’’ Tim çok şaşırmıştı. Döndü ve cadıya sordu: “Her uzandığımızda çantamızda Sıcak Yumoş olmayacağını mı söylemek istiyorsun?” Cadı şöyle cevapladı, “Hayır, kesinlikle olmayacak, bir kez bitti mi, bu son demektir. Bir daha hiç sahip olamazsın.” Bunları söyledikten sonra süpürgesine binip uçtu ve yol boyunca gülüp kıkırdadı. Tim bunu ciddiye aldı ve Maggie her Sıcak Yumuş verdiğinde artık buna dikkat etmeye başladı. Çok endişeliydi çünkü Maggie’nin Sıcak Yumuşlarını çok seviyordu ve onlardan vazgeçmek istemiyordu. Maggie’nin bütün Sıcak Yumuşlarını çocuklara ve diğer insanlara harcamasının kesinlikle doğru olmadığını düşünüyordu. Tim artık Maggie’nin birine Sıcak Yumoş verdiğini gördüğünde şikayet etmeye ve surat asmaya başladı. Maggie de Tim’i çok sevdiği için diğer insanlara eskisi gibi Sıcak Yumuşlar vermeyi bıraktı ve çoğunu Tim için sakladı. Diğer çocuklar da onları izledi ve her isteyene Sıcak Yumuş vermenin yanlış olduğu inancına kapıldılar. Onlar da çok dikkatli olmaya başladılar. Anne babalarını çok yakından takip ettiler ve onların başkalarına çok fazla Sıcak Yumuş verdiklerini anladıklarında kıskançlık duydular ve söylendiler ve hatta bazen öfke nöbetine girdiler. Çantalarına baktıklarında her seferinde bir Sıcak Yumuş bulmalarına rağmen, birine verdiklerinde suçluluk hissetmeye başladılar, bu yüzden çantalarına daha az bakmaya başladılar ve bu konuda daha cimri oldular. Cadıdan önce, insanlar üçlü, dörtlü, beşli gruplar halinde toplanır, kimin kime Sıcak Yumuş verdiğine asla dikkat etmezlerdi. Cadının gelişinden sonra, insanlar eşleşmeye ve bütün Sıcak Yumuşlarını özel olarak birbirlerine ayırmaya başladılar. İnsanlar dikkatli olmayı unutup herhangi birine Sıcak Yumuş verdiklerinde endişeleniyorlardı, çünkü Sıcak Yumuşlarını paylaştıkları için muhtemelen birinin güceneceğini biliyorlardı. İnsanlar gittikçe daha az Sıcak Yumuş vermeye başladılar ve kendilerini daha az mutlu ve sıcak hissettiler. Acıdan iki büklüm olmaya başladılar ve hatta bazen Sıcak Yumuş yokluğundan ölenler bile oldu. İnsanlar gittikçe kendilerini daha da kötü hissettiler ve aslında pek işe yarıyor gibi gözükmese de sihirli iksir ve merhem almak için cadıya daha da çok gittiler.

Durum gerçekten de çok vahim bir hale geliyordu. Bütün bunları izleyen kötü cadı, aslında insanların ölmesini istemiyordu çünkü ölü insanlar onun sihirli iksir ve merhemlerinden alamayacaktı, bu yüzden yeni bir plan tasarladı. Herkese, ücretsiz olarak Yumuş Çantasına çok benzeyen bir çanta verildi, yalnız Yumuş Çantası sıcaktı, bu ise soğuk. Cadının çantasında Soğuk Dikensiler vardı. Bu Soğuk Dikensiler insanların kendilerini mutlu ve sıcak hissetmelerini sağlamıyordu; onun yerine aslında insanların kendilerini soğuk ve sinirli hissetmelerine neden oluyordu. Ama Soğuk Dikensiler hiç yoktan daha iyiydi ve insanların sırtlarının ağrıyıp bükülmesini önlüyordu. Böylece o günden sonra, birinden Sıcak Yumuş istendiğinde, çantasındakilerin tükeneceğinden endişelenenler, “Sana Sıcak Yumuş veremem ama onun yerine Soğuk Dikensi ister misin?” diye soruyordu. Bazen insanlar birbirlerine doğru yürürken bu kez belki bir Sıcak Yumuş alabilirim diye düşünüyorlar ama içlerinden biri fikir değiştiriyor, onun yerine Soğuk Dikensiler veriyordu. Böylece, sonuç olarak artık insanlar ölmüyor ama aslında birçok insan mutsuz ve kendini çok soğuk ve sinirli hissediyordu. Cadının gelişinden beri durum çok karmaşık bir hal aldı çünkü etrafta gittikçe daha az Sıcak Yumuş kaldı ve hava gibi bedava olan Sıcak Yumuşlar son derece değerli hale geldi. Bu da insanların Sıcak Yumuşları almak için her türlü şeyi yapmalarına neden oldu. Cömert bir eş bulamayan insanlar Sıcak Yumuşları satın alabilmek için çok para kazanabilmek bunun için de çok uzun saatler çalışmak zorundaydılar. Bazı insanlar “popüler” oldular ve geri vermek zorunda kalmadan bir sürü Sıcak Yumuş’a sahip oldular. Daha sonra bu insanlar Sıcak Yumuşlarını “popüler olmayan” insanlara sattılar böylece onlar da hayatın yaşamaya değer olduğu hissine kapıldılar. Fakat zamanla başka bir şey daha oldu: Bazı insanlar --her yerde olan ve ücretsiz elde edilebilen—o Soğuk Dikensileri aldılar ve onları beyaz ve yumuşacık bir şekilde kapladılar, böylece onlar neredeyse Sıcak Yumuşlar gibi görünüyorlardı. Bu sahte Sıcak Yumuşlar aslında Plastik Yumuşlardı ve daha da çok soruna neden oldular. Örneğin, iki ya da daha fazla kişi bir araya geliyor ve birbirlerine bedava Plastik Yumuşlar veriyorlardı. Kendilerini iyi hissedeceklerini umuyor, ancak onun yerine daha da kötü hissediyorlardı. İnsanların kafası iyice karıştı, nedense Plastik Yumuşlardan dolayı soğuk ve öfkeli duygulara kapıldıklarını hiç fark etmediler. 

Yani durum çok çok iç karartıcıydı ve bütün bunlar cadının gelmesi ve insanları, hiç umulmadık bir zamanda Sıcak Yumuş çantalarına baktıklarında artık hiç Yumuş bulamayacaklarına inandırmasıyla başladı.

Ve bir süre sonra, bu mutsuz yere büyük kalçalı, genç bir kadın geldi. O, cadı hakkında bir şey duymamış gibi ve Sıcak Yumuşların tükenmesinden endişe etmiyor gibi görünüyordu. Onları bedava veriyordu, hatta istenmediğinde bile. İnsanlar ona Koca Popolu Kadın dediler ve onu pek beğenmediler,  çünkü o, çocuklara Sıcak Yumuşların tükenmesinden endişe duyulmaması gerektiği fikrini aşılıyordu. Çocuklar onu çok sevdiler çünkü onun yanında kendilerini çok iyi hissettiler ve istedikleri zaman Sıcak Yumuş vererek onun yolunu izlemeye başladılar. Bu, yetişkinleri çok endişelendirdi ve çocukları Sıcak Yumuş stoklarını tüketmekten korumak için kanun çıkardılar. Kanun, umursamaz şekilde ve izinsiz olarak Sıcak Yumuş vermeyi, ceza gerektiren suç sayıyordu. Ancak çocukların çoğu buna kayıtsız kaldı; kanuna rağmen istedikleri zaman ve her sorulduğunda Sıcak Yumuş vermeye devam ettiler. Çok fazla sayıda yetişkin olduğu kadar çok fazla da çocuk vardı bu yüzden belki de çocuklar kendi yollarında gideceklerdi. 

Bu masalı referans alarak bahsettiğim ve ihtiyacımız olan temas iletilerini aslında bu sıcak yumuşlara benzetebiliriz. Cadıyla aynı düşünmeye başlayan yetişkinler tekrardan sıcak yumuşları dağıtmaya başlar mı? İşte bu sorunun cevabı kendimizde. Hepimizin kesesinde sayısız sıcak yumuş ve bunu dağıtmak için sayısız yol var. Üstelik maddi bir karşılığı olmadan da verilebilen bu sıcak yumuşları vermekte neden bu kadar zorlanıyoruz? Kendinize verdiğiniz cevaplarda içten olun ve cevaplarınızın mantığını kavramaya çalışın. Bunu şu şekilde yapabilirsiniz verdiğiniz cevaba başka bir cevap verecek olsaydınız ne verirdiniz şeklinde diyalektik yaparak ilerleyebilirsiniz. Yani vereceğiniz cevabı şu anki yetişkin olarak verirseniz, bir de içinizdeki çocuğu dinleyerek yetişkin cevabınıza karşılık vererek diyalog başlatın ve içinizdeki çocuğa sevgiyle, sıcak yumuşla ilgili korku ve kaygılarını sorun! Metaforik olarak her birimizin hayatında ve zihninde bir cadı olduğunu söylemek mümkün. Hepimizin ortak yaşantısında ise Pandemi sürecini bu cadıya, virüsleri de soğuk dikensilerine benzetebiliriz. Hatta biraz daha ileriye gidersem aşıyı da sıcak yumuş çantası içine konulmuş plastik yumuşlara benzetebilirim. Fakat tekrardan özgürce o gerçek sıcak yumuşları dağıtabileceğimiz günlerin yakın olduğunu umuyorum. Yine de bu sürecin bitmesini beklemektense çevrenizde değer verdiğiniz insanlara temas iletilerinizi en sıcak biçimde vermenin yollarını sizin yaratıcılığınıza bırakıyorum. Bu noktada özellikle çift ilişkisi içinde olanlara tavsiye olarak şunları söyleyebilirim: 

Sıcak yumuşlarınızı vermek konusunda cimrice bir yaklaşım sergiliyorsanız unutmayın ki arzu nesnemizi her korumaya çalıştığımızda, sıcak yumuşları elimizde tutmak için yarattığımız her kafeste, korkuyla ve ‘’cadının’’ taktikleriyle verdiğimiz her kararda sevgi duygusuna ihanet etmiş oluruz. Sevgi, saf ruh enerjisidir ve masalda olduğu gibi yalanlara, yönlendirilmeye, korkuya katlanamaz. 

Psikoterapide de aynı bu öyküdeki gibi değişim vardır. Bir terapist, şehre yeniden gelen ve sıcak yumuşları özgürce ve korkusuzca dağıtan masaldaki kadın gibidir.  Eğer siz de isterseniz, olabildiğince sağlıklı, mutlu ve sevgi dolu olarak sıcak yumuşları vermeye ve almaya özgürce devam edebilirsiniz. 

                                                                                                                                                                                Psk. Vera ASLAN