TERAPİDE OYUN VE RESİM KULLANIMI

 

‘’Çocukluk  döneminin  gizemini çözmek 

Nil Nehri’nin  kaynağını aramak gibidir’’

 

Eğer bir çocuğu anlamak istiyor, onun dünyasını keşfetmek istiyorsak oynadığı oyunlara ve çizdiği resimlere bakmak en güzel yoldur. Çünkü çocuklar çoğu zaman kendilerini biz yetişkinler gibi anlamlı cümlelerle ifade edemez fakat çocuklar resim yaparak ve oyunlar yaratarak kendilerini ifade edebilmektedirler. Hepimizin üzüntüyle yakından takip ettiği Elmalı Davası’nda çocukların yaptığı resimlerde aslında resimlerin bize ne kadar çok şey anlatabileceğine şahit olduk. Bu işin uzmanları olarak bizler ise biraz daha fazla şey gördük, yorumladık ve aynı zamanda çok üzüldük. Oyun ve resim çocukların bazen dile getiremedikleri, ifade edemedikleri veya ifade etmekten kaygı duydukları bazen de bilinçaltına attıkları yaşantılarını bize gösterebildikleri alanlardır. Çocukluk döneminde birçok problem yaşanabilmektedir. Örneğin kardeş kıskançlığı, fobiler, ayrılık kaygıları, yas süreçleri, özgüven eksiklikleri, tuvalet eğitimleri, travmaları, istismarları ve bunun gibi birçok çocukluk dönemi problemi resim ve oyun ile birlikte çalışılarak anlaşılabilir ve tedavi edilebilmektedir. Oyunlar, evde oynanan oyunlardan daha farklı bir şekilde bir oyun terapisi odasında gerçekleştirilmektedir. Çocukların her türlü ihtiyacına veya problemlerine yönelik olarak özenle seçilmiş birçok oyuncak, sembol, boya kalemleri, kağıtlar ve kitaplar oyun terapisi odasında mevcuttur. Çocuk oyun terapisi odasında ailenin getirdiği probleme göre bazen tamamen özgürdür ve koşulsuz kabul anlayışı ile çocuğun oyunları analiz edilirken bazen de yapılandırılmış bir oyun terapisi seansı gerçekleştirilir. Bunun seçimi, çocuğun dinamiklerine ve terapiye alınma sebeplerine göre değişim göstermektedir. Çocuğun, bakım verenleriyle önceden görüşme gerçekleştirildikten sonra detaylı bilgi ve anamnez alındıktan sonra eğer uygun görülürse çocuk oyun terapisine başlatılmaktadır. Oyun terapisi sürecinde bakım verenlerin desteği çok önemlidir. Çoğu zaman aileye de ev ödevleri verilerek evde oyun oynaması ve gözlemlerini bir sonraki seansa getirmesi istenir. Ailelerin de dahil olduğu bu sürece filial terapi adı verilir. “Filial Terapi”, oyunu kullanarak ebeveyn çocuk ilişkisini güçlendirmektedir. Filial Terapi, bakım verenler ve 3-11 yaş arasındaki çocuğa uygulanan ve çocuğu anlamak için geliştirilen psiko-eğitimsel bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım sayesinde bakım verenler, çocuk ile terapötik oyun oynamayı, çocuğun oyununda ne anlatmak istediğini anlamayı, çocuğun iç dünyasına inmeyi, çocuğun gelişimini takip etmeyi ve çocuk ile daha iyi ilişki kurmayı deneyimlerken aynı zamanda öğrenirler. Çocuk ise duygularını daha iyi ifade etmeyi, problem çözme becerilerini geliştirmeyi ve kendine olan güvenini arttırmayı öğrenir. Çocuğun hangi yaşta olduğu, çocuğun bilişsel, dil, duygusal ve sosyal gelişimini takip etmek ve oynadığı oyunları, çizdiği resimleri yorumlamak açısından oldukça önemlidir. Resim yaptırırken hangi çizgi döneminde olduğuna göre kronolojik çizim öyküsü dikkate alınarak resimler konusunda öngörüde bulunulmaktadır. Aynı zamanda zeka gelişimi problemi varsa yine resim ve oyunlar bu gibi tüm faktörler göz önüne alınarak profesyonel bir şekilde sürece dahil edilmektedir. Resim analizinin sayısız yolu vardır. Çocuğun problemine veya saptanmak istenen konuya göre uzman tarafından çizdirilmek istenen resmin konusu belirlenmektedir. Kullanılan renkler, silgi kullanımı, kalemler, kâğıt tutumu, kâğıt yönü ve bunun gibi birçok ayrıntı resim analizinde önem teşkil etmektedir. Her ayrıntının bir anlamı vardır fakat problemin gerçekten de saptanabilmesi için yalnızca resimlerin yeterli olabileceğini söylemek yanlış bir yaklaşımdır. Resimler yalnızca daha işlevsel bir şekilde anlamlandırmak için kullanılan bir tekniktir. Çocuk psikolojisinin duayenlerinden olan Winnicott çocuğun çizdiği resimleri ve oynamayı seçtiği oyuncaklarla tesadüfen oynamadığını ve çizmediğini söyler. Özellikle çocuğun bakım vereninden ayrıldığı dönemde onun yerine koyduğu geçiş nesneleri bizim için önemlidir çünkü bu geçiş nesnelerine neyi yansıtırsa sonrasında onu içe alacaktır. Bu yansıtmanın sağlıklı yapılması önemlidir. Çocukluk yaşantısında bu sürece uzman tarafından eşlik edilmesi sürecin sağlıklı atlatılmasına ve çocuğun psikoseksüel dönemlerine yetişkinlik döneminde fikse olmasını ve patolojiye yol açmasını engeller niteliktedir. Çocukluk yaşantılarımızın biz yetişkinlere yön verdiğini Varoluşçu psikoterapinin önde gelen ismi Yalom şu sözlerle çok anlamlı bir şekilde ifade etmiştir: ‘’Aslında hepimiz normal gibi davranmaya çalışan insanlarız…’’. Bu noktada özellikle 3.5 - 6 yaş aralığının yetişkinlik üzerindeki etkisinin yadsınamayacağı birçok terapist ve psikiyatrist tarafından da vurgulanmıştır. Hepimiz ilk çocukluk travmamızı anne karnından çıktığımızda yaşarız, sonrasında ise babayla yani ‘’öteki’’ ile karşılaşınca ve bu da yaklaşık 4 yaş civarına tekabül etmektedir.  

Özetlemek gerekirse çocuklarla çalışırken terapötik oyun ve resim tekniklerini kullanmak çocuğun çağrışımlarını ortaya çıkarma ve bilinçdışını anlama yolunu biz uzmanlara açmaktadır. Çocuk oyun ve resimler aracılığıyla fantezilerini, arzularını ve aslında yaşadıklarını sembolik bir dile getirir. Tıpkı erişkinlerin rüyalarında seanslarına getirdiklerini çocuklar da oyunun farklı ögelerine birçok çağrışım getirdiğini görmekteyiz. Çocuğun oyun ve resimde ortaya koyduğu bu temsilin bu arkaik ve simgesel biçimleri ilkel mekanizmayla ilişkilidir. Çocuk oyun ve resimde konuşmak yerine bunları eyleme vurur. Kelimelerin yerine aslında düşüncelerin yerini alan hareketi koyar. Çocuklarla yaptığım bu çalışmaların yerini yetişkinlerle sanat terapisi alır. Sanat terapisinde de tıpkı çocukluğumuzda olduğumuz gibi özgür ve spontan oluruz. Dış dünyadan kendi içimize olan yolculuğa özgürce çıkarız. Örneğin dans ve hareket ile çalışırken aslında çocukluğumuzdaki gibi ‘’biri bir şey der mi acaba’’ kaygısı olmadan hareket ederiz, ritm tutarız. Çocukluğumuza o kadar yabancılaştık ki aslında bizim ilk dilimiz olan ‘’hareket’’ i unuttuk. Eskiden sevindiğimiz zamanlardaki gibi ‘’Yaşasııııın’’ derken kollarımızı iki yana açmayı, üzüldüğümüzde özgürce ağlamayı, hayır derken omzumuzu silkelemeyi unuttuk. Şimdi ellerimiz kollarımız duygularımızı açığa çıkarmamaya yemin etmiş gibi bedensel bir zırh giymişçesine sadece aşağı sallanıyor. Bunu yaparsam diğerleri tarafından ayıplanır mıyım diye düşünmekten alamıyoruz kendimizi. Hayatımıza anlam veren hareket ve danstan giderek soyutlandık. Bunu yapmamalısın diyen içimizdeki yargıcın sesiyle bedenimizi ürküttük. Özümüzden uzaklaşarak yabancılaştık ve çocukken oynadığımız gibi olan o doğallığımızı ve bütünlüğümüzü kaybettik. Oysaki var oluşumuzu, ilk dansımız olan sperm ve yumurtanın dansına borçluyuz…

                                                                                                                                                                   Uzman Psikolog Vera ASLAN