Çoğumuzun zaman zaman içinden söylediği veya dışından da dillendirdiği ya da mutlaka çevremizden en az birinden duymuş olduğumuz tanıdık ve belki de haklı bir isyan.  Hayatın bazen çok yorucu, çekilmez ve anlamsız olduğu dönemlerde  canımız hiçbir şey yapmak istemez, yorulmuşuzdur insanlara laf anlatmaktan, üzülmekten, kırılmaktan ve hatta yaşamaktan. ‘’…Ne önemi var ki yaptığımız çabaların, uğraşların bak yine dipteyim.  Artık uğraşmaktan ve başaramamaktan yoruldum. Olmayacak artık buna inandım. Bitti. Değersizin ve işe yaramazın biriyim. Kimse bana yardım etmek istemiyor, kimse beni önemsemiyor, anlamıyor. Bu hayatta yalnızım.  Aptalın tekiyim. Olsam da bir olmasam da. Hiçbir şeye ilgim ve enerjim kalmadı. Uyumak ve bir daha uyanmamak istiyorum…’’

 Bu gibi düşünceler çoğu zaman kendiliğinden, ortada hiçbir şey yokken meydana gelmemektedir. Çoğu zaman kişinin yaşadığı stres verici bir olay veya olaylar silsilesi sonucunda meydana gelen düşünce örüntüleridir.  Kişinin deneyimlediği olayların kişinin kendi algı mekanizmasında yorumlaması sonucunda oluşan inanışlar ve bu inanışların sonucunda ortaya çıkan işlevselliği olmayan davranışlarla kendini gösterir. Mesela çok sevdiği birinden ayrılık yaşayan birinin kendisini yalnız ve değersiz hissetmesi sonucunda sürekli uyuması,  alkol veya madde kullanımına başlaması veya vaktinin çoğunu arabesk müzik dinleyerek kendisine acıyarak geçirmesi gibi. Herkes deneyimlediği yoğun üzüntü ve değersizlik duygularını kendi yaşantılarından olaylarla örnekleyebilir. Elbette ki üzücü bir olay sonrasında üzüntü hissetmek ve acıyı yaşamak için kendimize fırsat tanımak çok doğal bir süreçtir; fakat bu durumun çok uzun süre devam etmesi ve genel bir isteksizlik halinin olması, kişinin çok uzun süredir hiçbir şeyden zevk alamaması, yaşantısındaki rutinlerini yapmaktan vazgeçmesi ve bu durumun sosyal hayatında sıkıntı yaratmaya başlaması bize çözülmesi gereken bir problemin varlığına işaret ediyor.  Ben psikolog kimliğimle genel olarak tanılamaya karşıyım. Sürekli olarak bu gibi yakınmalarla kendisini ifade eden insanlara depresyondasın demek yerine ‘’depresif olmayı tercih etmiş insan’’ olarak yaklaşmayı tercih ediyorum.  Bu gibi yakınmaların yaşantıda karşılanmamış ihtiyaçlar sonucunda ortaya çıkmış şikayetler olduğunu düşünüyorum. Çünkü kişinin o sırada ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bulabileceği en total davranış budur.  Buna örnek olarak şunu verebilirim: İnsanın evrensel psikolojik ihtiyaçlarından biri olarak tanımlanan sevmek ve sevilmek ihtiyacı karşılanmadığı veya karşılanmış olarak değerlendirmediği, algılanmadığı zaman aslında ilk tepkimiz kızgınlıktır. Bu noktada depresif belirti göstermek, kişinin kızgınlığını bastırır. Bu önemlidir çünkü kızgınlığımızı ifade ettiğimizde bunun ilişkilerimize daha çok zarar vereceğini biliriz.  Diğer yandan kişi yaşantısında varoluşçu bakışta tanımlanmış 3 çeşit varoluşsal alanından birinde problem yaşıyor ve varoluşsal sıkıntı yaşanıyor da olabilmektedir. Ayrıca kişinin olaylara yaklaşım tarzının yani düşünce örüntülerinin de duyguyu yaşama üzerinde etkili olduğunu düşünüyorum. Elbette ki kimseye Pollyanacılık yapmasını tavsiye etmiyorum fakat olaylara daha gerçekçi ve rasyonel bakarak daha çabuk ve kolay bir şekilde çözüme ulaşılabilineceğine inanıyorum ve yaptığım çalışmalarla da başarılı sonuçlar alıyorum.  Kronik üzüntülü hal, birçok farklı psikolojik ve terapötik yaklaşım ile aşılabilir bir durumdur.  Acı ve üzüntü gibi tüm duygular ne kadar evrensel olsa da hepsinin deneyimlenmesi kişiye özgü ve biriciktir. Dolayısıyla genel geçer yargılarda bulunmak ve tavsiyeler vermek duygunun varoluşunu küçümsemek olur. Yaşantılarımızda, acı ve keder ile karşılaşıp karşılaşmamak bizim kendi seçimlerimiz değildir; fakat bizler, bu durumlarla karşılaştığımızda, bunları nasıl karşılayacağımızı ve nasıl yanıt verebileceğimizi seçebiliriz. Bir yerlerde bir kırılma olduğunu düşünen her bireyin bunun sebeplerini bulmak ve kendini gerçekleştirmek için bir adım atması kişinin kendine yapabileceği en büyük iyiliklerden biridir. Bu şekilde ‘’ Evet yaşadıklarım gerçekten zor, şu anda nasıl kendime sahip çıkabilir ve kendimi rahatlatabilirim’’ şeklinde sıkıntılarına yaklaşması kişinin yararına olacaktır. Eğer siz de kendinizi kronik olarak üzüntülü hissediyor ve bundan kurtulamadığınızı düşünüyorsanız varoluşumuzun bize sunduğu en yüce duygu olan ‘şefkat’ ile kendinizi iyileştirebilmek için kendinize samimiyet, sempati ve barış teklif etmeye ne dersiniz?               

                                                                                                  Uzm. Klinik Psikolog N. Vera ASLAN