Gün içinde çoğu otomatiğe sarılmış davranış örüntüleriyle hayatı meşgul ve soluksuz yaşamaya devam ederken tek bir şey durdurur ve hayat koşturmacasını bir kenara bıraktırır insanın: kayıp. Ertelenmez ve telafi edilemez diye düşünülen şeylerin bir önemi kalmaz; kayıp üzerine yaşanılacak bir 'yas' varken gündelik meşguliyetler birden gereksiz ve değersiz görülür.

Pandemi sürecinde yaşadığımız toplumsal kayıplarımızın olduğu bu günlerde doğrudan ya da dolaylı olarak kayıp ve travmaya maruz kalan bazı vatandaşlarımız için yaşananları atlatmak ve günlük yaşama dönmekte böylesi güçlükler yaşanabilmektedir.

Bilinmesi gereken önemli bir şey, kayıp sonrası ilk bir aylık süre için tutulan yasın evrensel açıdan doğal ve beklendik oluşudur. Bu sürecin içerisinde, kayıp karşısında hakim duygu keder olmak üzere şaşkınlık, kızgınlık, kaygı, korku, aldırmazlık gibi farklı duygular hasıl olabilir. Yas süreci özelinde bu duygular, yaşanan kayıp haricinde benliğe ve içsel yaşantıya yönelik sonu gelmez düşüncelere de mal olur: "En kötü şeyler sadece benim başıma gelir.", "Şartlar değişse gitmezdi-eğer şöyle yapsaydım kalırdı", "Hakettiğim bir ceza/bedel bu", "Bu bir felaketin habercisi, artık her şey daha kötü olacak" gibi. Esasen, yas sürecinin kronikleşip, psikolojik sağlığa zarar oluşturmadan atlatılması; zihinsel enerjiyi tüketen tüm bu ruminatif (tekrarlı) kavramlardan uzaklaşıp hayat sarmalına geri dönebilmeyle sağlanır.