Psikolog Aysima Aydın yanıtlıyor;

Kaygı, hayatın bir parçasıdır. Hepimiz günlük yaşamımızda çeşitli konular söz konusu olduğunda kaygı duyabiliriz. Stresli bir iş yapıyorsak, yetişmemiz gereken bir sınav varsa, topluluk önüne çıkıyorsak ya da ailemiz ile ilgili gibi birçok konu bizleri kaygılandırabilir. Kaygı aslında bizi koruyan bir mekanizmadır. Önümüze çıkan sorunlarla baş edebilmemizi sağlayan, bizi sorunlara karşı hazırlayan, tehlikeli durumlara karşı tetikte olmamızı sağlar ve hızlı kararlar almamızda bizlere yardımcı olur. Normalde bu tür kaygılar hafif ve baş edilebilir düzeydedir. Bazen bu durumun değiştiğini görebiliyoruz. Bu durumun kişiden kişiye değişkenlik göstermesi herkesin kendine ait yapısının biricik oluşundan kaynaklanmaktadır.

Doğal ve gerekli olan kaygıyı hissetmeye başladığımızda kalp atışlarımız hızlanarak nefes alışverişimizde değişiklikler meydana gelir. Çünkü vücudumuz bu hisse karşı “hazır ol!” durumuna geçecek ve kalp aracılığı ile kaslarımıza daha fazla oksijen göndermeye başlayacaktır. “Hazır ol!” tetiği sayesinde reflekslerimiz harekete geçecek ve bu durum ile baş edebilmemiz için bize yardımcı olacak, yani vücudumuz kendini koruyacaktır.

"O kadar kaygılanıyorum ki kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor!"
 

Kaygı ve Anksiyete Bozukluğu Farklı Şeyler midir?
 

Anksiyete (kaygı) bozukluğu ise yukarıda bahsettiğimiz kaygı durumundan ayrı olarak, ortada herhangi bir tehlike yokken kaygının güçlü bir biçimde kendini göstermesi ve bu durumun uzun süre devam ediyor olmasıdır. Yoğunluğu ve seyri kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bu tür durumlar yaşandığında kişi bir uzmandan yardım almalıdır. Çünkü anksiyete bozukluğunun hayat kalitemizi etkilemesi ve hayatımızın normal seyrini bozup işlevselliğimizi düşürmesi olasıdır. Böyle olduğunda kişi rahatsız olacak ve diğer kişilerle olan ilişkileri de olumsuz etkilenecektir. Anksiyete bozukluğuna sahip olan kişiler bu yoğun endişeyi hissettiklerinin genelde farkındadırlar; bunu kontrol edemeyip sakinleşemeyebilirler, yani hayat işlevsellikleri bozulabilir. Durum bu seviyeye ulaştığında kişilerin hayatın akışını bozmadan gündelik yaşamlarına devam edebilmesi için tedavi olması en sağlıklı seçenek olacaktır.
 

Anksiyeteyi Tek Bir Nedene Bağlayabilir miyiz?

Hayır. Anksiyeteyi “tek” bir nedene bağlamak doğru değildir. Bu rahatsızlığın birden çok açıklanabilir nedenleri mevcuttur. Mizaç, travma geçmişi, genetik faktörler, beyin kimyası, çocukluk çağı yaşantısı bu nedenlerden yalnızca birkaçıdır.

Anksiyete Bozukluğu Kategorilere Ayrılır mı?

Evet. Anksiyete bozukluğu bilinenin aksine “tek çeşit” değildir. Alt kategorilere ayrılmaktadır. Bu kategorileri ETerapim ekibi olarak siz değerli danışanlarımıza tek tek sunuyor olacağız. Ayrıntılı bilgi sahibi olmak için lütfen psikoloğunuza danışın ya da [email protected] ’ a yazın. Bu kategoriler;
 

-Ayrılma Kaygısı Bozukluğu,

-Seçici Konuşmazlık(Mutizm),

-Özgül Fobi,

-Toplumsal Kaygı Bozukluğu (Sosyal Fobi),

-Panik Bozukluğu,

-Agorafobi,

-Yaygın Kaygı (Anksiyete) Bozukluğu,

-Maddenin, İlacın Yol Açtığı Kaygı Bozukluğu,

-Başka Bir Sağlık Durumuna Bağlı Kaygı Bozukluğu

Anksiyete Bozukluğunun Tedavisinde Kullanılan Yöntemler Nelerdir?
 

Genellikle psikoterapi ve ilaç ile tedavi edilmektedir. Psikoterapi tedavisinde bilişsel davranışçı modellerin yaygın olarak kullanıldığı, ön planda olduğu görülmektedir (Tükel, R., & Alkın, T., 2000). Bizlerde ETerapim ekibi olarak anksiyete bozukluğunun tedavisinde bilişsel davranışçı terapiyi kullanıyor olacağız.