Bu sözler, vücudunun görünen bir bölgesinde doğum lekesine sahip ve bu iz yüzünden dışarı çıkmak istemeyen, insanlarla iletişim kurmaktan çekinen bir danışanıma ait. Ailesinin yönlendirmesiyle gelmişti ve konuşurken sürekli yere bakarak konuşan 17 yaşında bir kız vardı karşımda. Gözlerimin içine bakarak konuşmaktan çekiniyor ve saçlarını sürekli izin olduğu tarafa doğru düzeltiyordu. Zaman geçtikçe bunun sebebinin gözünün yanındaki doğum lekesini görmemi istemediğini ve bundan dolayı utanç duyduğunu söylemişti. İçtenlikle söyleyebilirim ki kendisi bunu söylemeseydi fark etmem biraz zaman alacaktı. Kendisine buraya neden geldiğini biliyor musun diye sorduğumda ailesinin isteği üzerine geldiğini ve sosyal olarak iletişim kurmaktan çekindiği için ailesinin bir psikoloğa getirdiğini söyledi.  Kısacası lekesi hakkında konuşmaya çok istekli değildi. Bana söylenilen problem yani iletişim üzerine konuşmaya başladıkça altta yatan sebebin sahip olduğu lekeye verdiği anlam olduğu meydana çıkmıştı. İzi yüzünden kendini değersiz ve yetersiz hissetmekteydi ve bundan dolayı utanç duymaktaydı. Bu yüzden insanlarla iletişim kurmak istemediğini çünkü iletişim kurarsa onlardan daha aşağıda konumlanacağını veya diğerleriyle konuşmaya başlayınca sanki diğerlerinin onun doğum lekesine bakıp durduklarını ve içlerinden iğrendiklerini ve tiksindiklerini hissettiğini söyledi.  Doğum lekesini sürekli fondöten ile kapatmaya çalışıyordu ve bu bir süre sonra orayı tahriş etmişti. Çünkü ayna karşısında saatlerini harcadığını ve sürekli zihninin bununla meşgul olduğunu, aklından bir türlü çıkmadığını söylemişti. Ona içinde bulunduğu ve kendisine sıkıntıya sokan bu durumu çözüp çözmek istemediğini sordum. Yüzündeki leke geçmeden asla hiçbir şeyin çözülmeyeceğini ve terapilerin boşuna olduğunu, ailesini kırmamak için benimle konuştuğunu söyledi.  Lekeyi yok etmek için bir şey yapılıp yapılamayacağını sordum. Lazer tedavisinin de işe yaramadığını ve bunun kaderi olduğunu söyledi. Öyleyse bununla yaşamayı öğrenmesi gerektiğini söylediğimde buna çok içerlemişti. Doğum lekesiyle yaşamak onun için korkunç ve felaket bir şeydi. Bilmediği bir şey vardı doğum lekesi gerçekten de onun görünüşünü olumsuz yönde etkileyecek ve dikkat çekecek nitelikte değildi. Danışanım, norma veya kabul edilebilir normal değerler arasında olmasına rağmen, kendisini dikkat çekecek kadar kusurlu, itici ve yetersiz algılamaktaydı.  Ve bu inanışına üzüntülü ruh hali, utanç ve kaygı gibi duygular eşlik etmekteydi. Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenci için ayna karşısında çok fazla vakit kaybediyordu.  Sonuç olarak danışanımın görünüşü hakkındaki inanışları ve bu düşüncelerinin rasyonalitesi üzerine konuştuk. Temelde yatan çekirdek inanışlara ve irrasyonel düşüncelere doğru bir yolculuğa çıktık. Çeşitli denemeler ve alıştırmalar yaptık. Her şeyin gerçekten de düşündüğü gibi olmadığını kendisi de deneyimledi ve felaket senaryolarının gerçek olmadığını her yaşantısal deneyimi sonucunda biraz daha özgüven kazanarak algıladı ve artık insanların gözünün içine baka baka utanç duymadan konuşmayı öğrendi. Biraz zaman alsa da sonuç gerçekten keyif vericiydi. Seansı sonlandırdığımız zamandan bugüne 1,5 yıl geçti ve şimdi üniversite öğrencisi. En son bana yazdığında erkek arkadaşının en çok yüzündeki lekeyi sevdiğini ve bunun kendisini çok özel hissettirdiğini benimle paylaşmıştı. 

Sonuç olarak hemen hemen her birimizin hayatında özellikle de ergen yaş grubunda dış görünüş ve izlenim önemli bir yer tutmakta. Bu noktada yaptığımız hata çoğu kez genel geçer güzellik algılarına göre kendimizi konumlamaya çalışmamız ve bunun sonucunda kendimizi yetersiz veya eksik algılamamızdır. Normal standartlarda olan birçok insan bu gibi kaygılarından ötürü, sistemin ve medyanın dayattığı güzellik ölçütlerine ulaşmak adına vaktinin çoğunu estetik merkezlerinde geçirmekte.  Ve çoğu zaman bu algıların gerçekliği yok denecek kadar az veya yok olmasına rağmen sanki gerçekmiş gibi vaktini sürekli bu düşünce üzerine harcayıp kendilerini çoğu şeyden mahrum bırakan insanlarla karşılaşmak mümkün.  Unutulmamalıdır ki ancak kendisini koşulsuz kabul ve içtenlikle karşılayabilen insanlar kendilerini gerçekleştirebilir.  Bunun için de yaşamda sıkıntı yaratan durumun fark edilmesi ve buna sebep olan düşünce, inanış veya davranışlarla karşılaşma cesaretini gösterip kişinin kendi hayatının sorumluluğunu almaya istekli olması kaçınılmazdır. Değerli hissetmek ve kişisel saygı, bireyin en temel psikolojik ihtiyaçlarındandır. İnsan yaşantısında yetersizlik insanın kaçınamadığı bir duygudur çünkü insan asla kusursuz değildir ve kusursuz olması da imkansızdır.  Hayatta her şeyin çok harika veya herkesin zaten mükemmel olduğunu söylemiyorum fakat her şeye rağmen yaşamanın çok keyifli olduğunu ve bu huzurun dışarıdan değil içten yani zihnimizden ve varoluşumuzdan geldiğini söylüyorum.  Bedeninizin yalnızca sizin algılarınıza ait olduğunu veya buna izin verdiğiniz takdirde ne yazık ki toplumun zihninden geçen düşüncelerin bir ürünü olduğunu unutmayın.  Eğer bu gibi düşüncelerle sık sık boğuşuyor veya vaktinizin çoğunu bununla geçiriyorsanız, düşünceleriniz üzerinde çalışmak ve kendinize ait biricik, eşsiz ve yetenekli yönlerinizin farkına varıp içgörü kazanmak için bir uzmandan destek almanızın kendinize yapabileceğiniz sayısız iyiliklerden yalnızca biri olduğunu unutmayın. 

                                                                                              Uzm. Klinik Psikolog N. Vera ASLAN