Cinsellik, romantik birlikteliğin en önemli unsurlarından biridir. Cinsel problemlerin neden olduğu konusu çok uzun, derin anlatım ve açıklamaları da beraberinde getirmekle birlikte kısaca toplumsal ve bilinçdışı faktörlerin etkili olduğunu söylemek mümkündür.  Ne yazık ki sevgiyi ifade etmenin en doğal ve arkaik hallerinden biri olan cinsellik, birçok toplumda olduğu gibi bizim kültürümüzde de bir tabu ve konuşulması ayıp karşılanan konuların arasında yer almakta. Çocuklukta bize öğretilen bu kültürün, çok da sorgulanmadan yetişkin yaşantısında da devam ettiğini görmekteyiz.  Bilinçaltımızın derinliklerine saklanmış ve asla dışarı çıkmaması gerekenler ‘pandora’sında…  Halbuki cinsellik tüm yaşayan canlılarda olduğu gibi yemek ve içmek gibi insanlarda da en temel ihtiyaçlardan biridir. Neslin devamımı sağlarken aynı zamanda partnerle paylaşılan ortak yaşantı sonucu yakınlığı ve sevgiyi, aitlik duygusunu da beraberinde getirir.  Cinsellikten tiksinmek veya romantik ilgi duyduğun biriyle cinsellik yaşamayı istememek bir problemin varlığına işaret eder.  Öncelikle şunu söylemeliyim ki cinsel işlev bozuklukları bir hastalık değil yalnızca bir bozukluktur ve bu bozuklukların kökeninde endişe, korku ve kaygı bulunmaktadır.  Yukarıda başlık olarak yazılan cümle aslında cinsel birleşmeye dair korku ve kaygıların görünen yüzü, kadının cinsel birleşmeden korunma ve savunma mekanizmasının adıdır.  Ve bu problemin dinamiklerine bakıldığı zaman çoğunlukla olumsuz yönde dinsel ve ahlaki koşullanma, cinsel tabular, yanlış bilgiler ve gerçekçi olmayan inanışlar yatmaktadır. Diğer yandan cinselliği değersizleştiren ve aşağılayan bir aile yapısı, zayıf- güçsüz anne ve baskıcı- otoriter bir baba imgesi ile karşılaşmaktayım. Bazen de travmalar veya travmatik deneyimler ile… Kişi, çoğu zaman cinselliği can yakıcı, korkutucu ve zarar göreceği bir aktivite olduğunun gerçekliğine inanmış bir şekilde cinsel konularda çok büyük bir bilgi eksikliğine sahip bir vaziyette cinsellik istemediğini dile getirebiliyor. Çoğu insan bir problem olduğunu bilmesine rağmen ne yaparsa yapsın hiçbir şeyin değişmediğine kendini inandırarak ve hatta alkol, ilaç kullanımı gibi yanlış yöntemlerle birlikte çözüm bulmaya çalışarak daha kötü deneyimlerle karşılaşmakta ve cinsellikten daha fazla uzaklaşmaktadır. Cinsel işlev bozuklukları yalnızca kadınlarda değil erkeklerde de farklı şekillerde görülmektedir. Cinsel işlev bozukluğuna sahip kişinin partneri, umutsuzluk, öfke, reddedilme ve uzaklaşma gibi tepkiler gösterebilmektedir. Bunun sonucunda da ilişkinin olumlu yönde ilerlemesi sekteye uğramaktadır.  Erken boşalma, ereksiyon olamama( sertleşme problemi) ve vajinusmus ( kadınlarda cinsel ilişkiye girememe) ülkemizde en sık görülen cinsel problemlerdendir. Cinsel işlev bozukluğundan bahsedebilmek için cinselliğin 5 evresi olan cinsel döngünün bir ya da birden fazla evresinde anormallik görülmesi gerekmektedir. Sağlıklı cinsel yanıt döngüsünde 1. İstek, uyarılma evresi ( erotik duygu ve düşüncelerle birlikte erkekte sertleşme, kadında kan dolaşımında artış ve kas kasılması), 2. Plato evresi ( cinsellikten hissedilen haz ve cinsel gerilimin yükselmesi), 3. Orgazm evresi (erkekte ejakülasyon -meninin penis ucundan atılması- ve kadında ise ritmik kasılmalar) ve 4. Son olarak çözülme evresi ( bedende oluşmuş fizyolojik değişikliklerin sırasıyla kaybolmasıdır) bulunmaktadır.  Bu evrelerden herhangi birinde problem yaşayan çiftlerin, bu problemleri fark ettikten sonra yapması gereken tek şey kendisine iyi bir rehber olacak bir cinsel terapiste her şeyi açık ve seçik bir şekilde anlatması; en önemlisi kişinin, değişim için gerekli motivasyonu kendinde bulmasıdır. Bu koşullar sağlandığı takdirde, cinsel danışmanın önereceği aşk oyunları, egzersizleri ve çeşitli yöntemler ile kişinin istediği başarıyı deneyimlemesi öngörülmektedir. 

                                                                                                 Uzm. Klinik Psikolog N. Vera ASLAN