Çocukluk; bebeklik ile ergenlik arasında geçen bir dönemdir. Hafife alınacak kadar önemsiz geçen bir dönem değildir. Hatta çok önemlidir. Bireyin gelişiminin temelini attığı bir dönemdir. Çocukluk çağı ruhsal bozuklukları davranışsal, bilişsel veya nörobiyolojik olabiliyor. Bu ruhsal bozukluklara ilişkin birçok kuram çocukluktan süregelen bozuklukların yetişkinlik döneminde ki ruh sağlığı açısından da önem arz ettiğini belirtiyor. Çocuklarda belirli bir bozukluğa ilişkin tanı koyulmadan önce, belirli bir yaşa bağlı özellikler dikkate alınmalıdır. Bu çalışmada çocukluk çağı ruhsal bozukluklarından Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ele alındı. DEBH terimi ele alındığında yalnızca karşıt gelmenin, düşmanca tutumun değil aslında verilen görevleri yerine getirmemenin de bir sonucu olarak görünebilir. Fakat bu bir dışavurumdur diyemeyiz. Belirli belirtileri olmalıdır. Çocuklar odaklanmada ve verilen belli bir işi yapmakta zorlanabilirler. DEBH’si olan çocuklar belirli bir süre aynı ortamda oturamazlar ve kıpırdamadan duramazlar, verilen yönergeleri yerine getirmekte zorlanırlar yemek yerken bile hareket ederler.

Hiperaktif terimi çok kişiye aşina gelir. Özellikle öğretmen ve ebeveynler sık sık bu terimi kullanırlar. Sürekli hareket halinde olan, ayaklarını sallayan ve yerinde duramayan çocuklara genelikle hiperaktif denilir. Böyle çocuklar genelde belirli bir işe odaklanmada zorluk yaşarlar. Bu tür sorunlar aşırı olduğunda ve süreç içerisinde devam ettiğinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanı ölçütlerine göre DEBH tanısı alabilirler.

 

https://images.app.goo.gl/TxhFEinyo5WhUQ5u9

 

Birçok bulgu DEHB gelişiminde genetik etkenlerin önemli rol oynadığını gösterir. Evlat edinilen çocuklarla ve ikizlerle yapılan geniş çaplı bazı çalışmalarda DEHB’nin genetik olarak %70-%80 oranında kalıtım yolu ile geçebildiğine işaret eden bulgular elde edilmiştir.

DEHB ile ilgili genlerin tespit edilmesi için hala devam eden moleküler genetik araştırmalar vardır. DEHB iki farkı dopamin içerir ve bunlar; DRD4 denilen dopaminlerdir ve DAT1 denilen dopamin taşıyıcı genidir. Birçok çalışmada görülen sonuçlar DRD4 ve DEHB arasında güçlü bir korelasyonel bağ olduğunu göstermektedir. Bu bulgular her ne kadar umut vaat etse de hala genler ile ilgili kuvvetli bulgular ortaya koyulamamıştır. Örneğin yakın zamanlarda yapılan çalışmaya göre DRD4 ve DAT1 genleri sadece çevresel etkenlere yani sigara, alkol kullanımı gibi etkenlere bağlı risklerden dolayı bozulmuş olabilir yönündedir. Genlerin ve çevrenin etkileşimi senkronize şekilde hareket edebilir bulguları ortaya koyulmuştur. Ama devam eden moleküler genetik çalışmaları olduğu için kesin bulgular hala ortaya koyulamamıştır. Beynin ön bölümündeki Dopamin ve Noradrenalin hormonu normalden daha az aktivite gösterdiğinden dolayı DEHB ortaya çıkar fakat bunun nedeni hala araştırılmaktadır.

Psikolojik etkenler nörobiyolojik etkenler ile senkronize hareket etmektedir ve etkileşim halindedir. Ebeveynin DEHB öyküsünü dikkate almak gerekir. DEHB gösteren çocukların çoğunun ebeveynlerinde de DEHB görülmektedir. Ebeveyn-çocuk ilişkisi, nörobiyolojik etkenler ile karmaşık bir şekilde etkileşime girer ve bu da dehb belirtilerinin ortaya çıkmasında rol oynar (Hinshaw ve ark.,1997). Ebeveyn tutumları ve davranışları da DEHB üzerinde önemli rol oynamaktadır. 

 

Uyarıcı İlaç Tedavileri

Ritalin ya da Metilfenidat gibi uyarıcı ilaçlar DEHB tedavisinde etkin olarak kullanılmaktadır. DEHB tedavisinde etkin olarak kullanılan ve Gıda ve İlaç Dairesi(GİD) tarafından onaylı olan bazı ilaçlar; Strattera, Adderal ve Concerta’dır. ABD’ de 2,5 milyon çocuk ve bunların %10’u 10 yaşındaki erkek çocuklardan oluşan bir grubun tedavisinde bu uyarıcı ilaçlardan aktif olarak kullanmaktadır.

Ancak uyarıcı ilaçlar iştah kaybı, mide ağrısı, kilo kaybı, uyku problemleri gibi birçok yan etkilere sebep olmaktadır. Bunun dışında kardiyovasküler riskler de bulunur örneğin kalp krizi gibi riskler artık ilaç kılavuzlarının hazırlanmasını zorunlu hale getirmiş bulunmaktadır.

Psikolojik Tedavi

Psikolojik tedavilerde en umut vadeden yöntemler ebeveyn eğitimleri ve sınıf yönetimidir. Bu programlar DEHB’li çocuklar için hem sosyal açıdan hem de akademik açıdan destek sağlamaktadır. Çünkü bu çocukların genel sosyal ortamı okul-ev-oyun ortamı üçgeninde geçer. Bu tedavi yöntemlerinde daha çok davranışlar okul ve ev ortamında dikkatle gözlemlenmelidir.

Sınıf içerisinde ve evde yerinde oturma, ödev yapma gibi davranışlar gözlemlendikten sonra gereğine uygun bir şekilde yapılması için destek verilmeli ve bu davranışlar pekiştirilmelidir. Peki, bu davranışlar nasıl pekiştirilir? Şöyle ki çocuğa puanlama sistemleri, günlük rapor kartları, yıldızlı kartlar, ödül tabloları gibi kazanımlar elde ettirilmelidir. Ayrıca günlük rapor kartlarının bir diğer önemli özelliği de ebeveynler çocuklarının akademik okul durumunu da ev ile senkronize bir şekilde takip edebilir. Bu programlar çocuğa günlük yaşam becerilerini kazandırır, hiperaktivite belirtilerini ve hareketlerini azaltır. Yapılan çoğu araştırma sınıf yapılarının DEHB’li çocuklar üzerinde olumlu sonuçlar ortaya koyabileceğini göstermektedir. Öğretmenler çalışma gruplarını, çalışmalarda kullanılan malzemeleri ve sunum şekillerini DEHB’li çocuklara uygun şekilde çeşitlendirdikleri takdirde çocuklarda birçok olumlu sonuç elde edilmiştir. Bunlar dışında davranışçı ekollerde çocuklar üzerinde çok etkilidir. Yoğunlaştırılmış davranış terapileri, Ritalin ile birlikte etkili sonuçlar ortaya koyabilmektedir.