Depresyon Nedir? 

Günlük hayatta yaşanılan olaylar sonucunca çeşitli duygular hissederiz. Gündelik yaşam olaylarına bağlı olarak anlık gelişen üzüntüler yalnızca psikolojik hallerden biridir fakat klinik depresyon dediğimiz durum, gündelik üzüntülerden çok daha farklı ve tedavi edilmesi mümkün bir psikolojik sorundur.

Depresyon; derin üzüntü, isteksizlik ve zevk alamamanın görüldüğü ve kişinin iş yaşımını, gündelik yaşantısını ciddi şekilde aksatan psikolojik hastalıktır. Latince “depresus” kelimesinden gelir ve “aşağı çekmek, çökkünlük” anlamına gelmektedir. Düşünce ve fizyolojik fonksiyonlarda yavaşlamanın yanısıra değersizlik, ağlama isteği, boşlukta hissetme, aşırı uyku/uykusuzluk, iştah kaybı/artışı, güçsüzlük, şu anı ve geleceği karamsar görme gibi belirtiler depresyonun yaygın belirtileri arasındadır. Orta ve hafif şiddetteki depresyonda her ne kadar güç gibi gelse de kişi kısmen ötekilerle iletişim halindedir fakat şiddetli depresyonun görüldüğü durumlarda konuşmak güçleşebilir, kendi sorumluluklarına karşı ilgisiz olabilir ve “boşluktaymış” hissini uyandıran duygusuzluk halini yaşayabilir. Depresyonda “sanki göğsün üstüne ağır bir kaya oturmuş” gibidir. Sabah uykudan uyanıldığında genellikle dinlenilmemiş hissedilir ve derin bir çökkünlük, iç sıkıntısı, enerji düşüklüğü baş gösterir. Daha önceden keyifle yapılan aktiviteler artık yapılması zor bir işe dönüşür. Nitekim keyif alınan aktivitelerden ciddi oranda geri çekilir. Sosyal anlamda içe kapanme, mesleki işlevselliklte düşüş görülür. Depresyondaki birey yalnızca sosyal ve mesleki alanlarda yaşadığı zorluğun yanında zihinsel işlevsellikte de bozulmalar yaşar. Buna bağlı olarak dikkatin bir konuda sürdürülmesi zorlaşır. Örneğin kişi öğrenci ise derslerini takip etmekte, ödevlerini yapmkata zorlanır. Kişi çalışıyorsa bir konu üzerinde dikkatini sürdürmekte zorlanır. Depresyondaki kişilerin tipik bir özelliği de unutkanlıktan şikayet etmeleridir. Çoğunlukla yapılması gereken birçok iş unutulur ve bu unutkanlıktan kendini suçlayarak sorumlu hisseder.  

Depresyon Belirtileri

DSM-5’e (Psikolojik Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) aşağıdaki belirtilerden beş tanesinin iki hafta devam etmesi ve mesleki-akademik-sosyal işlevsizlikle ya “çökkünlük”, ya “ilgisini yitirme” ya da “zevk alamama” varsa depresyon da vardır. Bu 9 belirti aşağıdaki gibidir:

1. Çökkün duygudurum varsa,

2. Bütün etkinliklere karşı ilgisizlik varsa (Örneğin: önceden zevk alınan etkinliklerden artık zevk alamama gibi),

3. Kilo vermeye çalışmıyorken aşırı kilo alma veya aşırı kilo verme varsa,

4. Her gün günün büyük bir bölümünde uykusuzluk veya aşırı uyuma varsa (uyku uyunmasına rağmen yorgun hissetme),

5. Her gün günün büyük bir bölümünde bitkinlik ve içsel gücün kalmaması varsa,

6. Neredeyse her gün psikomotor reterdasyon (yani davranışlarda yavaşlama) veya psikomotor ajitasyon (davranışlarda hareketlilik. Örn. Oturduğu yerde oturamama, elini-kolunu nereye koyacağını bilememe) varsa,

7. Neredeyse her gün değersizlik, suçluluk duyguları hissediliyorsa,

8. Neredeyse her gün kararsızlık, düşünmekte veya odaklanmakta güçlük çekme varsa,

9. Tekrarlayan ölüm düşünceleri varsa.

                Yukarıdaki 9 belirtiden 5’inin sürdüğü durumlarda mutlaka bir psikoloğa veya psikiyatriste başvurmak gerekir. Unutulmamalıdır ki depresyon tüm toplumlarda görülebilen ve tedavi edilebilen bir psikolojik hastalıktır. İhmaller ve gecikmeler varolan depresyon sorununu daha karmaşık hale getirerek mesleki-sosyal-akademik işlevselliği etkilemektedir. 

Depresyon 1990’lı yıllarda Dünya Sağlık Örgütü’nün global hastalık listesinde ilk 5. sıradayken 2020’de bu 2. sıraya yükselmiştir. Bu durum depresyonun daha çok yaygınlaştığını ve ihmal edilemeyeceğini göstermektedir. İhmal edilen bazı depresyonlar, Distimi dediğimiz daha kronik tablolara yol açmaktadır. 

Öte yandan bazı yaşantılar ve durumlar depresyona yakalanma riskini arttırmaktaıdr. Örneğin sevdiği birinden ayrılma, boşanma, yakın aileden veya arkadaşlardan birinin beklenmedik şekilde kaybedilmesi, iş kaybı, fiziksel bir hastalığın olması, aile öyküsünde psikiyatrik/psikolojik bir hastalığın olması gibi durumlar depresyona yakalanma riskini arttırmaktadır. Ayrıca kadınlar erkeklere göre daha fazla depresyona yakalanma riski taşımaktadır.  Nitekim depresyon şikayetiyle psikolojik destek almak isteyen kişiler arasında kadınlar belirgin olarak fazladır. Ayrıca depresyona yakalanmak hayatın ileri dönemlerinde de tekrar depresyona yakalanma riskini arttırmaktadır.

Depresyon Tedavisi

Depresyon çözümü olan zihinsel hastalıktır. Depresyonun tedavisinde ilaçların, EKT’nin ve psikoterapi desteğinin etkisi kanıtlanmıştır. Hafif belirtileri olanlar psikososyal yöntemler yeterli olabilirken orta ve şiddetli belirtiler gösteren depresyon durumlarında psikoterapi ve ilaç (psikiyatri uzmanının önereceği) desteği almak gereklidir. Ülkemizde depresyonun tedavisi için birçok psikoterapi yöntemi mevcuttur; Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Duygu Odaklı Terapi (DOT), Geştalt Terapi, Şema Terapi, Kişilerarası Psikoterapi, Psikoanalitik yönelimli terapiler...

Çok az depresyon olgularında belirtiler kendini toparlayarak iyileşme eğilimi gösterebilirken birçok depresyon olgusu en az 6 ay takip gerektirir. Ayrıca depresyona yakalanan kişilere ve bu kişilerin ailelerine depresyon konusunda açıklayıcı bilgiler vermek, ailenin destekleyici tutumları depresyon tedavisi için önemlidir. 

Kaynaklar: 

-Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Orhan Öztürk&Aylin Uluşahin
-Depresyonun Duygu Odaklı Terapisi, Leslie S. Greenberg
-Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, APA