ÇOCUĞA ÖLÜMÜ NASIL ANLATABİLİRİZ-2
 

Çocukla Ölümü Konuşurken Uygun Düşmeyen Tutum Örnekleri

Sevgili okurlarım ve sitemizin değerli ziyaretçileri tekrardan merhabalar. Elimden geldiğince yazılar yayınlamaya devam edeceğim. Zira sizlerden aldığım yoğun ilgi beni bir sonraki yazımı yazmaya teşvik ediyor ve de heyecanlandırıyor. Önceki yazımda da aktardığım gibi, çocuğa bir yakınının ölüm haberini nasıl anlatırız, nasıl aktarırız ile ilgili bir yazı dizisi hazırlıyordum. Bugün yazı dizisinin ikinci bölümünü sizlerle paylaşacağım. Mümkün mertebe anlaşılır ve sade bir dil kullanmaya dikkat ediyorum. Sizleri kavramlara boğmadan ve de yormadan hemen yazıma geçmek istiyorum. 

Ölüm kavramının temelini önceki yazımda biraz oluşturmaya çalıştım. Şimdi ise genel olarak ebeveynlerin takındığı tutum ve davranışları konuşmak, aktarmak istiyorum. Ebeveynler ölüm hakkında konuşurken iki çeşit uygun düşmeyen tutum sergilerler. Bunlardan birincisi "kaçınmak" yani ebeveyn çocuğa ölüm haberini anlatmak istemiyor. Bu sebepten ötürü de ebeveyn değişik hikayelere başvuruyor. Elbette ki anlatacak kişi yaşadığı o acıyı belki de çocuğunun üzülmesini engellemek isteyerek ikinci bir acının önüne geçmek isteyebilir. Ama unutmayın anlatmak esasen paylaşmaktır ve paylaşmak kişiyi rahatlatır. Çocuk jest-mimikleri okuma yeteneği çok ama çok gelişmiş bir şekilde doğar. Dolayısıyla çocuk gözlem yapar. Anne babasına bakar. Yüzü, ses tonu, duruşu ebeveynin üzüldüğünü gösteriyor. O zaman bu kötü bir şey olmalı ki anne babamın üzülmesine sebep oluyor diye düşünür. En iyisi ben de konuşmayayım. Çünkü bu konuda konuşmak anne babamı üzüyor. Böylesi bir durum da çocuğun esasen daha fazla kaygılanmasına, neler hissettiğini ebeveyne söylemesine, aktarmasına engel olur. Unutmayın belirsizliğin verdiği korku gerçeği duymaktan daha fazla çocuğa zarar verebilir. 

Ebeveynin ölüm hakkında konuşurken yapmaması gereken ikinci tutum ise "yüzleştirmektir." Yani ebeveyn öyle bir tutum sergiler ki öyle şeyler söyler, anlatır ki; aslında çocuğun onlara ihtiyacı yoktur. Hatta belki de çocuğa sorsak anlatılan şeyi bilmek, öğrenmek dahi istemeyecektir. Tabi bir de çocuğun anlaması önemli. Acaba ebeveynin anlattıklarından çocuk ne anladı? Çocukların anlamayacağı, öğrenmek-bilmek dahi istemeyeceği bilgilerle çocuğu karşılaştırmak, çocuğa daha fazla zarar verebilir.

Çocuklarla Ölümü Konuşurken Ebeveynin Dikkat Etmesi Gereken Tutumlar 

Çocuklara ölümü anlatırken ölüm kelimesini mutlaka kullanın. Ölen kişi için uyuyor, gitti gibi ifadeler yerine öldü demeniz yani örtbas edici, kaçamak ifadeler yerine net bir ifade kullanmanız daha doğru olacaktır. 

Ölümü konuşurken; ölümün yaşamın son evresi olduğunu ve ölenin hiçbir şekilde geri dönmeyeceğini söylemeniz daha iyi olacaktır.

Ölümün vücuttaki tüm fonksiyonların hepten durduğu manasına geldiğini söyleyin ve bu cümlenizi birazcık açın, örnekler verin, somutlaştırın; yani ölen kişi artık hissedemez, hareket edemez, göremez, duyamaz, dokunamaz, yiyemez, koklayamaz deyin. Bu örnekleme-somutlama çocuğun anlaması için yerinde bir davranış olacaktır.

Hastalandı ve öldü demeniz yeterli değildir. Neden? Çünkü bu cümle çocukta hastalanmak çok kötü veya hastalanmaktan korkmak ve bunun getireceği obsesif-kompulsif tepkilerle çocuğun hayatı ciddi bir şekilde değişebilir. Bunun yerine hastalanmanın aslında kötü bir şey olmadığını, vücudun bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağladığını ama hafif hastalık ve ağır hastalıklar olduğunu anlatmaya çalışın. Bunları anlatalım ki çocuğun çevresindekilerinin veya kendisinin her hastalandığında acaba ölecek miyim kaygısına kapılmasın. 

Ölümü hastalıkla ilişkilendirmemeye dikkat edeceğimiz gibi yaşlılıkla da ilişkilendirmeyelim. Yani yaşlandı ve öldü demeyelim. Hepimizin hatta dünyadaki tüm canlıların aslında bir yaşam sürelerinin olduğunu ifade edelim. Ayrıca insanların çoğunun yaşlandığını ancak hepsinin uzun yaşamadığını da anlatmaya çalışmamız daha faydalı olacaktır.

Okul öncesi dönem yani erken çocukluk döneminde soyut düşünceler daha gelişmemiştir. Dolayısıyla özellikle de bu dönemdeki çocuklarla ölümü konuşurken din ile ölümü bağdaştırmamaya dikkat edelim. Bu dönemdeki çocuklar ölüm ve dinin birdenbire gündeme gelmesine karşı korkabilir. Yetişkinler böyle şeyleri duyarken, dinlerken belki de rahatlarlar. Ama bu dönemdeki çocuk ürkebilir. Dikkat etmekte fayda var diye düşünüyorum.

Yine bu dönemdeki çocuklara ölümü somutlaştırarak anlatmaya çalışmak çok daha doğru olacaktır. Aslında tüm soyut kavramları mümkün mertebe somutlaştırarak anlatmak daha uygun olacaktır. Bu anlamda öldü kelimesi yerine artık yaşamıyor demek daha uygun olabilir. Nefes almak, üşümek, yorulmak, acıkmak gibi metabolizmanın vücudun fonksiyonlarının sona ermesi şeklinde anlatabilirsiniz.

Çocuklar da diğer herkes gibi bir bilgiyi tekrar ede ede öğrenirler. O tekrar tekrar sorarsa lütfen siz de usanmadan bıkmadan aynı şekilde cevaplamaya gayret gösterin.

Bazen ebeveynlerin ölüm sonrasında evin türlü nedenlerle çok da uygun olmayacağını düşünüp, çocuğu evden uzaklaştırmaya çalıştığını gözlemliyorum. Bunun son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü böyle bir davranış çocukta ayrılık anksiyetesi ve kaybetme korkusu geliştirebilir. Çocuk da o ailenin bireyi değil midir? O halde çocuk da bu yas sürecini ailesi ile birlikte yaşamalıdır. Çocuklar da büyükler gibi yas tutabilir hatta tutar da. Yas, aynı zamanda çocuğun içindekini dökmesini sağlayabilir ve çocuğu bu anlamda tedavi edebilir.

Ağlamanın, üzülmenin hele de ölen birinin arkasından ağlamanın, özlemenin ve de üzülmenin gayet normal olduğunu anlatmaya çalışın. Dolayısıyla bunun korkulacak bir şey olmadığını, korkulmaması gerektiğini ifade etmeye çalışın. Siz de bu duygularınızı saklamayın ki çocuğunuz da bu hislerini sizle paylaşsın.

Çocuğunuzun ölüm konusunu konuşmak için hazır mı istekli mi diye gözlemleyin lütfen. Baktınız ki böyle bir isteği hatta böyle girişimleri var, sakin ve açık bir yaklaşımla karşılık vermek daha doğru olacaktır.

Ölen kişiyi anımsamanın çeşitli yolları mevcuttur. Yeri geldiğinde resimlerine bakılabilir, hatıraları konuşulabilir. Bu şekilde duygular paylaşılmış olur ve birbirinizi anlamış ve anlaşılmış olursunuz.

Yine çocuğunuzla beraber mezara gidip ağaç dikmek veya kişi ile ilgi hatıra defteri oluşturmak da çocuğunuzun ölümü daha kolay bir şekilde kabullenmesine ve aynı zamanda korkulmayacak bir şey olduğuna katkı sağlayacaktır. Mezarlığa gelmek istemiyorsa eğer baskı kurmayın, zorlamayın.

Çocuğunuza karşı dürüst olun. Duygularınızda, hissettiklerinizde, yaşadıklarınızda. Çocuktan gelen bir sorunun cevabını bilmiyorsanız "bilmiyorum, ama bunu senin için öğrenebilirim" deyin.

"Ölen kişileri bir daha göremiyoruz ama onlara hissettiğimiz, beslediğimiz sevgiyi-saygıyı hep hissederiz. İstersen beraber resimlerine bakıp konuşalım ne dersin?" gibi cümleler kurup onun yanında durduğumuzu, ve duygularımızı aktarmayı sağlayabiliriz.

Ölümü lütfen uykuya benzetmeyin. Ebeveynlerin yaptığın en büyük hata diyebilirim. Bu neden tehlikeli anlatmaya çalışayım. Uyku ile bağdaştırırsa uyumaktan korkabilir veya sevdiklerinin uyuduktan sonra tekrar uyanır mı ya da uyursa o da mı ölecek gibi kaygılara kapılabilir.

Sonsuzluğa uçmak gibi soyut cümleler kullanmayın.

Çocuğunuza kendisinin yalnız kalmadığını, ben seninleyim ve uzunca bir zaman senle beraber yaşamayı planlıyorum mesajını aktarmayı, çaresiz olmadığını, onu seven insanların yanında kalmaya devam edeceğini aktarmaya çalışın, hissettirmeye çalışın.

Çocuğu ölen kişinin defin törenine götürmemek daha uygun olacaktır. 

Çocuklar genel anlamda kendilerini dünyanın merkeze koyduklarından dolayı etrafında gerçekleşen kimi olaydan kendilerini suçlayabilirler. Birinin ölümüyle de ilgili bu olabilir. Bu sebepten ötürü çocuğa bunun onla ilgili olmadığı, onun herhangi bir etkisinin olmadığı kesin bir dille ifade edilmelidir.

Ağlama, aşırı korku, donup kalma veya ölümü reddetme gibi tepkiler çocuğun yaşına ve kişilik özelliklerine göre değişen tepkilerdir. Bunun dışında başka tepkiler de verir ki bu tepkiler yas sürecini uzun vadeye yaydığını gösterir. Örneğin; içe dönem, kabuslar görme, iştahta değişiklikler, başka bir sevdiğini kaybetme korkusu, uykuya dalmakta güçlük çekme, parmak emme, öfkeli davranışlar, alt ıslatma, olduğundan farklı davranma. Böyle tepkilerde bir psikologdan destek almak gerekir. 

Nihayetinde ölüm kişiyi travmatize eden bir olaydır. Yetişkinler de çocuk da mutlaka bir psikologdan destek almaları gerekir.