ÇOCUĞA ÖLÜMÜ NASIL ANLATABİLİRİZ-1 

Merhabalar değerli okurlarım ve sitemizin değerli takipçileri. Bugün sizlere çocuğa ölüm nasıl anlatılır diye bir yazı dizisi hazırladım. Yazı dizisi olsun dedim çünkü konu hem biraz ağır hem biraz yorucu hem de biraz uzun bir konu. Siz değerli okurlarımı yormayım diye böyle bir yönteme başvurdum. Umarım iyi bir strateji izlemişimdir. Neyse bakalım böyle bir giriş yaptıktan sonra konuya geçelim isterseniz. Yazı dizisinin bu birinci bölümünde bir alt yapı hazırlayım dedim. İyi okumalar diliyorum. Eğer beğenirseniz sosyal medyada paylaşırsanız çok sevinirim. Çünkü bu yazıyı birilerinin okumasını sağlarsanız aslında birçok çocuğun ciddi travmalar yaşamasının önüne geçmiş olacaksınız. Sizce de bu çok kıymetli çok önemli bir çaba değil mi? Yapacağınız bu katkı kim bilir ne hayatlar kurtaracak, ne yaşamlar değiştirecek.

Öyle sanıyorum ki birinin ölümünü anlatmak, onun haberini vermek hatta belki de ölümle ilgili konuşmak bile zor bir konu. Gerçekten de bu işi yani bir başkasının ölüm haberini bir diğerine aktarma işini üstlenen kişi istese de istemese de ciddi anlamda zorlanacaktır. Çünkü dediğim gibi bu iş gerçekten de zor bir iş. Daha çocuk ölüm kavramının ne olduğunu bile bilmezken, belki de ilk defa sizden duyacak bu kavramın aslında ne demek olduğunu. Dolayısıyla kabul etmek gerek gerçekten de ciddi bir sorumluluk. Her ne kadar zor da olsa ölümün aslında yaşamın kaçınılmaz bir parçası olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Evet ölüm hayat macerasının gerçekten de çok ama çok doğal bir parçası, bir evresi. İşte tüm mesele bu doğal evreyi çocuğa güzel bir şekilde aktarmak.

Biz insanların da içinde bulunduğu canlıların tamamı hayat için yaşam için bir start verir. Bir süreliğine yaşamını sürdürür. Yani doğar, büyür, gelişir, serpilir. Peki böyle kalır mı hiç? Elbette ki hayır. Sonrasında ise bu hayat serüveni son bulur. Yani doğar, büyür ve ölür. Çocuklar da aslında bu döngünün farkındadırlar. Yani çocuklar da aslında ölümün olduğunu, bunun yaşam serüveninin bir evresi, kaçınılmaz bir parçası olduğunu biliyorlar ve de belki de bütün o masumiyetleri sayesinde hissediyorlar. Bu farkındalık veya hissetme elbette ki bilinçli bir farkındalık bilinçli bir hissetme değildir. Dolayısıyla evet bir yerlerde belki de bir aşinalığı oluşmuştur. Peki biz bu aşinalığın üstüne neler katabiliriz. Ölümle ilgili oluşturduğu o tuğlanın üstüne neler söylersek bir tuğla da bizler katmış oluruz.

Ölüm bazen uzunca süren bir hastalığın sonunda doğal olarak beklenen bir olguyken, bazen de aniden hiçbir şekilde beklenmeyen bir vakitte meydana gelebiliyor. Çocuk kimi zaman bu sürece şahitlik yapabiliyor, kimi zaman ise çok ama çok uzak kalabiliyor. Böyle bir vaziyette çocuğu gerçekten de doğru bir şekilde yönlendirmeliyiz ki; ölüm korkusu gibi farklı korkulara veyahut değişik travmalara sebebiyet vermeyelim. Öyle doğru bilgiler vermeliyiz ki; çocuk sevdiği kişinin yokluğuyla sağlıklı bir şekilde başa çıkabilsin. Öyle iyi anlatmalıyız ki karşımızdaki çocuğa, etrafındaki birilerinin hastalanması veya yaşlanması karşısında hemen ciddi korkular sergilemesin. Çok aşırı derecede tepkiler vermesin. Zihninde türlü türlü senaryolar kurmasın.

Günümüzde hayatımızda, yaşam tarzlarımızda o kadar hızlı değişiklikler yaşadık ki; gerçekten insan şaşkınlığını gizleyemiyor. Eskiden anne babalar çocuğu resmen evden kovarlardı. Çıksın, arkadaşlarıyla buluşsun, oynasın, yorulsun vs. Şimdi ise o kadar fazla korumacı bir ebeveyn tarzı oluştu ki çocuk evden doğru dürüst çıkamıyor. Tabi ki bunun anlaşılır tarafları mevcut. Ancak çocuğu koruyayım diye çocuğu toplumsal yaşantının o doğal, natürel akışından mahrum ediyoruz. Dolayısıyla çocuklar hayatı, yaşamı deneyimlemeden yaşıyorlar. Peki bu durumun ölümle ilgili ne tür dezavantajlar sağlıyor? Birincisi çocuğu koruyayım diye maalesef çocuk taziyelerden uzak tutulabiliyor. Çocuk mezarlıklara götürülmüyor. Hastanelere hasta ziyaretlerine veya hasta evdeyse bile çocuk maalesef ki götürülmüyor. İşte bu ve buna benzer uygulamalar çocuğun ölüm, hastalık gibi süreçlerin aslında yaşamın doğal ve kaçınılmaz bir parçası olduğunu anlamasını biraz zorlaştırıyor.

Peki ya yetişkinlerin durumu nedir? Kendimizi kimi zaman ölüm hakkında konuşan, kimi zaman da ölümle ilgili yapılan konuşmaları dinleyen bir kişi olarak gözlemleyebiliyoruz. Bazen de yalnız kaldığımızda zihnimizin bir ucunda ölümle ilgili düşüncelere dalıyoruz. Sevgili okurum seninle bir şey paylaşayım. Yetişkinlerin önemli bir kesiminde ölümle ilgili konuşmayı, düşünmeyi, kafa yormayı gözlemleyebiliyoruz ancak yine yetişkinlerin azımsanmayacak derecedeki bir kesiminde ise bu tarz düşünsel eylemleri hiç ama hiç yapmayanlarını da gözlemleyebiliyoruz değil mi? Evet dediğinizi duyar gibiyim. İşte çocuklar da yetişkinler gibi tutum sergiliyor aslında. Yani bir kesiminde daha okul öncesi dönem itibariyle bile ölümle ilgili sorgulamalar başlarken, öte yandan da yine çocukların azımsanmayacak bir kesiminde ise herhangi bir sorunun dahi sorulmadığını, üzerinde hiç konuşulmadığını gözlemleyebiliriz.  Çünkü çocuk anne-babanın yaklaşımına göre bu konunun aile içerisinde konuşulup konuşulamayacağını bir şekilde sezer. Dolayısıyla öncelikle anne-babanın bu konuda konuşmaya hazır hissetmesi ve “bu konu hakkında konuşmakta bir problem yok” mesajını vermesi önemlidir. Bunu takiben de çocuk bir soru sorduğunda dikkat edilecek en önemli detay “varsaymamak”, ne sorduğunu, neyi öğrenmeye çalıştığını ve bu konuda ne bildiğini iyi anlamak ve o sırada neyi soruyorsa ona yönelik az ve öz bilgiyi vermek olmalıdır. Böylece ebeveynlerin çocuğun olası yanlış anlamalarını, korku ve kaygılarını da keşfetme fırsatı olur.

Çocukların ölümü tanımaya başlaması aslında çok erken yaşlarda başlıyor. Örneğin okul öncesi dönem. Bu dönem 3-6 yaş arasını kapsar. Bu dönemin çocukları ebeveynlerinden genellikle ve sıklıkla ölümle ilgili bilgi almaya çalışırlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü bu yaştaki çocuklar mutlaka bir defa bile olsa sokakta ölmüş bir hayvan görmüştür. Sokakta karşılaşmayan bir çocuk varsa bile o çocuk illa ki televizyonda bir ölüm haberi ile karşılaşmıştır. Diyelim ki çocuk bunu da pas geçti. Belki de bir kitapta okumuştur. Belki de bir hikayede veya masalda duymuştur. Yani sandığımız kadar da aslında çok da gizemli bir konu değil.

Eğer ki ebeveyn ile çocuk arasında ölümle ilgili bir bilgi akışı oluyorsa, çocuğun soru sormasına izin veriliyorsa bu gerçekten de harika bir şey. Çünkü çocuk zihninde ölümle ilgi bir şema veya bir klasör oluşturuyor. Dolayısıyla yapılan her bir konuşma bu klasöre ekstra bir sayfa ekstra bir dosya eklemesi manasına gelir. Bu da çocuğa birçok avantaj sağlayacaktır. Örneğin çocuk bir ölümle karşılaştığında belki de afallamayacak. Yine mesela çocuk kendisini olası herhangi bir kriz durumuna karşı hazırlayabilir. İhtiyaç duyacağı zaman çocuğumuza gereken her türlü bilgiyi aktarabiliriz. Üzüldüğünde daha rahat bir şekilde onun yanında durabilir ve bu üzüntüsünü daha kolay paylaşabiliriz.o